Üye Girişi
Üyelerimiz, giriş için ...
tıklayın
Kur'an Meali
Sure sure Kur'an meali için... tıklayın
Arşiv
Soru - cevap ARŞİVİ
için
tıklayın
 
Siyaset Günlüğü
Halkın Yükselişi Partisi için.. tıklayın

 


İSLAM - BATI İLİŞKİLERİ VE AVRASYA GERÇEĞİ

İslam ülkeleri, Batı’nın kendilerine yaklaşımındaki samimiyetsiz ve çifte standartlı tutumu dikkate alarak kendilerini dünya ölçeğinde yeni birliktelikler, yeni entegrasyonlar, yeni dengeler aramak zorunda hissetmektedirler.

Böyle bir zorunluluğu hissetmekten doğal bir şey olamaz. Bu noktada, özellikle Türkiye’nin durumu çok önemlidir.

Avrupa Birliği’ne üye olmak için yıllardan beri uğraşan Türkiye, gelinen bugünkü durum itibariyle ‘sürekli oyalanan ve aldatılarak elinden birçok şeyi alınan bir ülke’ manzarası arz etmektedir. Oysaki Türkiye, laik-Müslüman bir ülke olarak bulunduğu coğrafyada çok anlamlı ve önemli birliktelikler geliştirebilir. Bu birlikteliklerin gelecek vaat eden en önemlisi Avrasya Birliği’dir denebilir.

Türk insanının, Türk aydınlarının çok önemli bir kısmı Avrasya tábirini çok seviyor, çok anlamlı ve ümit verici buluyor. Ancak, Türkiye’yi yöneten iradeler, Avrasya gerçeğini hayata geçirecek kararlılık ve atılımı gösteremiyorlar. Batı, onların bu noktaya gelmelerini bir biçimde önlüyor.

  • YENİ İNSANLIK TEMSİLCİSİ

    Avrasya topraklarında yaşayan halkların kucaklaştığı bir ‘Büyük Avrasya’ birliğinin insanlığa sağlayacağı katkı son derece anlamlı ve önemli olacaktır.

    Avrasya, çağımızın temel insanlık gerçeklerinden biri olarak karşımızda duran ‘çoklukta birlik’ (unity in diversity) ilkesinin hem Avrasya coğrafyalarındaki insan kitleleri hem de dünya insanlık camiası açısından çok anlamlı bir temsilcisi olabilir. Tarih birliğinden kültür birliğine, folklor birliğinden ekonomik birlikteliğe kadar...

    İnsanlık bugün, tek kutuplu bir dünyanın kahrını çekmeye mecbur bırakılmıştır. Bu kutup, Kapitalist Batı Egemenliği (ABD ve AB) olarak ifade edilebilir. Hayatı ileri boyutlara götürecek ve insanı yüceltecek değerlerin böyle tek kutuplu bir dünyada gelişmesi söz konusu edilemez. Özellikle adalet, paylaşım, insan hakları gibi değerleri ve insanın ruhsal dengelerini ayakta tutmak böyle tek kutuplu bir dünyada mümkün olmaz.

    Bu gerçek, 11 Eylül şiddet olayında sinyaller verdi, Irak’ın işgaliyle iyice kristalleşti. 11 Eylül, siyasal ve ekonomik açıdan nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, felsefî açıdan baktığımızda tek kutuplu dünyanın yarattığı evrensel şizofreniye bir tepkidir. Elbette ki hepimizin lanetlediği bir tepkidir; ama bir tepkidir.

    Bu tepki, daha büyük bir şiddet hareketiyle bir karşı tepki doğurmuştur. Irak işgal edilmiş, Irak ve bölge halkı tutsak hale getirilmiş, üzerlerine napalm bombaları atılarak binlerce insan öldürülmüş, binlerce kültür varlığı tahrip veya talan edilmiş, halkların gelir ve hayat kaynaklarına el konulmuştur.

    Bundan daha önemlisi, bütün bunlar yapılırken, tek kutupluluğun getirdiği denge kayması ve yozlaşma, asırların çileleriyle oluşturulmuş Birleşmiş Milletleri devre dışı bırakmış, insanlığın yeniden zorbalık ve kanunsuzlukla yüz yüze gelmesine yol açmıştır. Evrensel şizofreninin vücut vereceği daha büyük ıstırap faturalarını ödemeye hazır olmalıyız.

  • HAYATî BİR GÜÇ VE BİRLİK

    Şunu da unutamayız: Batı (Avrupa ve Amerika), yüzyıllar boyunca, kitleleri emperyalizm ve sömürgecilik yoluyla sömürdü, baskı ve despotizm altında inletti. Batı, şimdilerde, dünyayı globalleşme patenti altında sömürmektedir. Globalleşme, Batı’nın büyük sermaye ve teknoloji güçleri dışında herkes için yoksulluk ve sefalet üreten bir süreç halinde işliyor. Açlık, yoksulluk, ahlakî sefalet, ekonomik dengesizlik ve nihayet terör artarak devam etmektedir.

    Avrasya, tek kutupluluğun yarattığı bu ağır olumsuzluk sürecinin frenlenmesinde, insanın yeniden dengelerine kavuşmasında çok hayatî bir güç ve birlik olabilir. Tarihsel birikimi, deneyimleri, kültürü, insan potansiyeli, kaynakları bunun için gereken alt yapıya sahiptir.

    Avrasya kitleleri, tarihsel ve bölgesel birliktelikleri ‘komşuluğa dayalı bir saygının beslediği demokratik oluşumlar’ ile destekleyerek insanlığa yepyeni bir medeniyet ve güç odağı armağan edebilirler. Bu demokrasinin omurgasında insan haklarına, daha kısa bir deyimle insana saygı olmalıdır. Hiçbir dinsel, ırksal, ulusal fark bu omurgaya zarar verecek tahrik ve oluşumlara araç yapılmamalıdır.
  •  

      Bu noktaya geldiğimizde, Avrasya kavram ve idealinin hangi tehlikelerle yüz yüze kalabileceği de ortaya çıkmaktadır. Bu tehlikelerin başında tek kutupluluğun süper güçlerince oynanabilecek oyunlar gelmektedir.

    İkinci sırayı din istismarı veya dinin siyasallaşması alacaktır. Ben inanıyorum ki, Avrasya idealine yara açacak en büyük olumsuzluk dinin istismarı ve yozlaştırılmasıdır. Her büyük idealin en büyük problemi; yozlaştırılan dinin, din aktörlerince istismar edilmesidir. Bu istismar, radikal dincilikleri kullanarak oluşturacağı bir dinci terörü, Avrasya coğrafyasının huzurunu kaçıracak bir bela haline getirebilir. Batının güç odakları böyle bir belayı Avrasya aleyhine kullanabilirler. Avrasya birlikteliğinin dikkat etmesi gereken en önemli noktalardan biri bence budur.

    Dinin bir yıkım ve bölücülük aracı olmasını önlemenin ilk şartı tarihten ders almaktır. Tarih, bir anlamda, din kavgalarının döktüğü kanların ve akıttığı göz yaşlarının tarihidir. Bu kanlardan ve göz yaşlarından ders almak zorundayız. Bu dersi alabilirsek, bugün artık şu veya bu teolojinin öne çıkmasını değil, ‘tarihin teolojisi’nin öne çıkmasını hareket noktası alırız. Buna ‘teolojilerin teolojisi’ni öne almak da diyebiliriz. Bunun daha açık anlamı şudur:

     

  • DİNİ SÖMÜRÜ ARACI YAPTILAR

    Dinlerin ortak değerleri olan sevgi, paylaşım, hoşgörü, şefkat, yardımlaşma gibi evrensel değerleri ve kategorik ahlak ilkelerini birlikte almak, bunun dışında kalan alt meselelerde birbirimize hoşgörülü davranmak zorundayız. Batı, bu anlayışı, belki felsefe toplantılarında, üniversite salonlarında dile getirdi ama, siyasal alanda bunun tam tersini yaparak, kitlelerin dinlerini onları sömürmenin aracı olarak kullanmayı esas aldı. Özellikle Müslümanlar’a davranışının esası tamamen budur...

    Batı’nın aldatışlarını bir kenara koyarak görmüş olmalıyız ki Tanrı, sadece bu yerküreyi değil, tüm evreni bir büyük mábet yapmıştır. Bu büyük mábedin bir küçük modeli de insanın yüreğidir. Hz. İsa’nın ölümsüz deyişiyle, kullanacağımız çanağın içi, insanın yüreğidir. Ne yazık ki insanoğlu bugüne kadar çanağın hep dışını yıkmakla uğraştı, kendisine esas hizmeti verecek içi ihmal etti.

    Bugün artık, büyük evren mábediyle, onun yeryüzüne inmiş şekli olan insan yüreğinde birleşip ikincil mábetlerde birbirimizi hoşgörü ve anlayışla karşılamalıyız. Din sınıfının hegemonyasını sembolize eden birtakım taş duvarları, geçmişte yapıldığı gibi, insanın üstüne çıkardığımız taktirde din, insan haklarının ihlalin ‘kutsal’ bir aracı ve maskesi haline gelir ve eski ıstırapları yeniden yaşamak zorunda kalırız.

    İnsanlık artık, dinlerin esasının sevgi, paylaşım, hoşgörü yani sosyal demokrasi olduğunu anlamış olmalıdır. Komünizm çökmüştür ama sosyal demokrasi çökmemiştir, çökmeyecektir. Çünkü sosyal demokrasi bir ideolojik değer değil, bir ortak-evrensel insanlık değeridir.
    Komünizmin çöküşü, kapitalizmin kutsallığının değil, sosyal demokrasinin kutsallığının kanıtıdır. Batı’nın bir sömürü aracı olarak kullandığı globalizasyonu, kapitalizmin üstünlüğü ve dokunulmazlığı anlamında asla alamayız.
  • İSTİSMARIN PANZEHİRİ LAİKLİK

    Globalleşme, Batı sömürgeciliği tarafından komünizmin karşıtı gibi gösterilse de aslında sosyal demokrasinin karşıtıdır.

    Avrasya
    modelinin máruz kalabileceği en büyük tehlike olan din istismar ve hegemonyasının biricik panzehiri laikliktir. Laiklik, Batı destekli Ortadoğu despotizmlerinin tanıttıkları gibi, din karşıtlığı değildir.

    Laiklik, kitlelerin kendi kaderlerine kendilerinin egemen olması için, Tanrı’nın vekilleri gibi faaliyet gösteren din baronlarını devre dışına çıkarmasının yolu-yöntemi ve normativ güvencesidir. Laiklik korunmadan demokrasiyi korumanın mümkün olacağına inanmıyorum.

    Avrasya, özellikle, AB baskılarıyla kimliğini ve temel değerlerini feda etme noktasına getirilen Türkiye açısından da çok önemli ve anlamlı olacaktır.

    Globalleşmenin sömürüsüne máruz bırakılan dünyada en ağır ve kahırlı faturalardan birini de Türkiye ödüyor. Ne ilginçtir ki, globalizasyonun bir modern sömürü aracı halinde kullanıldığını Güney Amerika ülkeleri bile fark edebiliyor ve bakıyorsunuz Brezilya, yanına aldığı bazı Latin Amerika ülkeleriyle bu yeni sömürü aracına karşı çıkmanın yollarını arıyor.

    ABD ve AB Türkiye’yi içlerine alacakmış gibi görünerek Türkiye’den istediklerini alıyorlar, Türkiye’yi istedikleri yere getirip istedikleri kıvamda şekillendiriyorlar. Nedir o kıvam?

    Türkiye’nin çevresi, Türkiye’yi çökertecek bir harita yaratmak üzere şekillendiriyor. AB bir tür mavi boncuk gibi kullanılarak Türkiye Kıbrıs’tan çıkarılmak isteniyor. Kuzey Irak’ta, ikinci İsrail olabilecek bir Kürt devleti oluşturuluyor. Türkiye’nin çevresinde Türkiye’nin tamamen aleyhine yeni bir coğrafya yaratılıyor.

    Türkiye, Batı’nın (ABD ve AB) bu ikiyüzlü çökertme politikaları karşısında nasıl ayakta duracaktır? Bunun yolunun Batı’ya biraz daha teslim olmaktan geçtiğini öne süren Batıcı tipler az değildir. Bunlar, Batı ile beraberlik adına Türkiye’yi ‘kendisi’ yapan her şeyi vermeye hazır görünüyorlar.
  • RUSYA, ÇİN, İRAN VE TÜRKİYE

    Siyasal İslamcı ekipler de, Batı’nın ağızlarına çaldığı bir parmak bal ile uyuşmuş olarak Batıcılarla birliktelik içine girmiş bulunmaktadırlar. Siyasal İslamcılar, Türkiye Batı’ya, özellikle AB’ye teslim olduğunda kendileri için bir numaralı sıkıntı kaynağı olan Atatürk ilkelerinin yıpratılacağını ve meydanın kendilerine kalacağını düşünmekte ve bu düşüncenin yarattığı hayal áleminde Batı’ya teslimiyeti bir tür cennet ideali gibi görmektedirler. Atatürk’e ve onun ilkelerine duydukları dinmez öfkenin gözlerine gerdiği perde yüzünden, dünya ölçeğinde olup bitenleri de Türkiye gerçeğinin zorunlu kıldığı bakış açılarını da fark edememektedirler.

    Bu takıntılardan arınarak baktığımızda, Türkiye’nin Batı tahribi karşısında tek başına direnmesinin artık mümkün olmadığını söylemek zorundayız. Türkiye’nin dayanacağı tek çare yeni dengeler yaratmak ve yeni birliktelikler kurmaktır. Bunların en rasyoneli ve en kolay oluşturulabilecek olanı Avrasya birlikteliğidir. Türkiye, Avrasya imkánını değerlendirerek bölge ülkeleriyle yeni birliktelikler oluşturup yeni bir denge yaratamaz ise ABD ve AB Türkiye’yi birkaç parçaya bölerek mahvedebilir.

    Avrasya birlikteliği için koşullar son derece elverişlidir. Rusya ve Çin başta olmak üzere İran ve Arap ülkelerinin önemli bir kısmı Batı’nın tek kutuplu dayatmasıyla dünyanın felakete sürüklenmekte olduğunu görebilmektedir. Hindistan da durumun farkındadır. Fransa ve Almanya gibi büyük AB ülkeleri de Amerikan hegemonyasının yaratacağı dehşetten ürktükleri için, karşı birlikteliğe en azından şimdilik engel çıkarmayacak bir görünüm arz etmektedirler.

    Putin’in verdiği büyük destek, yani Rusya’nın öncülüğü, Avrasya hareketini önemli bir aşamaya getirmiş bulunuyor. Çin, Hindistan ve İran, Rusya’nın yanında yer almış görünüyor. Şimdilerde, Türkiye’nin tavrı ne olacaktır sorusu soruluyor.
    (25.01.2004) 
  •  

     

    WebPaketi
    Kimdir?
    Yaşar Nuri Öztürk kimdir?.. tıklayın
    Kitaplar
    Yaşar Nuri Öztürk'ün kitapları hakkında geniş bilgi için... tıklayın
    Dünya Basınında
    Y.N. Öztürk ile
    ilgili yazılanlar
    ve röportajları
    için
    tıklayın
    Kitapları okumak için
    Öztürk'ün kitaplarını okumak için tıklayın
    Makaleler
    Y.N. Öztürk'ün
    makalelerini okumak için
    tıklayın