| HANİ, PARANOYA İDİ!
Son bir iki yıl boyunca zaman zaman Türkiye’nin Sevr şartlarına doğru itildiğini telaffuz eden düşünce ve siyaset adamlarından biri de benim. Belki de en çok telaffuz edeni benim.
Biz bunu telaffuz ettikçe, mütareke basınının orasına-burasına çöreklenmiş kalemler bizi ‘Sevr paranoyasına tutulmak’la suçladılar.
Bu tatlı su aydını mandacıların yüzüne ağır bir şamar, Strasbourg’da 24 Şubat 2005 tarihinde yapılan ‘Türkiye-AB Karma Parlamento Toplantısı’ndan geldi.
Olay şu ve şöyle gelişti:
Anılan toplantıda Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri tartışıldı. Özellikle Ermenistan, Yunanistan ve Kıbrıs ile ilişkiler...
KPK üyesi Rum parlamenter Marios Matsakis, Türkiye’nin Rumlara, Ermenilere ve Kürtlere soykırım uyguladığını iddia etti.
Fransız sağcı parlamenter Jacques Toubon ise Türkiye aleyhine âdeta kin ve düşmanlık kustu. Toubon, Türkiye’nin Ermeni soykırımı yaptığını, bunu kabul ve itiraf etmesi gerektiğini, buna bağlı olarak Türkiye’ye Sevr’in uygulanmasının kaçınılmaz olduğunu, Türkiye’nin Sevr’i kabul etmesi gerektiğini bağıra bağıra söyledi. AB’li üyeler, cevap olarak konuşan ve Toubon’a karşı çıkan Türk parlamenterlerin, özellikle eski büyükelçi CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ’ın âdeta üstüne yürüdüler. (25 Şubat 2005 tarihli gazeteler)
Şimdi biz sormaz mıyız, bizim omurgasız mütareke basınının yüreği ve vicdanı virüslü kalemlerine:
“Söyleyin bakalım, hayasızlar, bizim Sevr’i telaffuz etmemiz paranoya mı imiş?”
Hatırlarsınız, siz bu aşağılık ithamı ileri sürdüğünüzde ben şöyle demiştim:
“Türkiye’de Sevr paranoyası yok, ama ihanet manisi var. Yani biz paranoyak değiliz ama birileri ihanet manyağı. Bunu zaman gösterecektir.”
İşte zaman geldi ve gösterdi.
Uşağı, kulu-kölesi olduğunuz AB kurmayları suratınıza tükürürcesine bağırarak Türkiye’nin Sevr’e zorlanması gerektiğini dünyaya ilan ettiler. Yani bizim paranoya üretmediğimizi, işin gerçeğini dile getirdiğimizi ortaya koydular.
Şimdi size ne düşüyor?
Özür dilemek mi?
Onu yapacak ruh büyüklüğü sizde ne gezer!
Utanmak mı?
|