Üye Girişi
Üyelerimiz, giriş için ...
tıklayın
Kur'an Meali
Sure sure Kur'an meali için... tıklayın
Arşiv
Soru - cevap ARŞİVİ
için
tıklayın
 
Siyaset Günlüğü
Halkın Yükselişi Partisi için.. tıklayın

 

Kamu Reformu Tasarısı veya Cumhuriyet’ten cemaatçiliğe geçiş (2)

Küreselleşme dinazorlarının en çok rahatsız oldukları şey, ulus devlet ve merkezî otoritedir. İslam ülkelerinde, o arada Türkiye’de dinci siyasetleri iş başına getirmek için akıl almaz canbazlıklar yapmalarının sebebi, siyasal İslamcılığın merkezî otoriteden, devletten rahatsız olduğunu bilmeleri ve onları, ortak hasımlarını etkisiz kılmada kullanma şanslarının olmasıdır.

Ulus devletçi, sosyal adaletçi hükûmetler küresel dinazorların korkulu rüyasıdır.

Ulus devleti sürekli şovenist, ırkçı, baskıcı, faşist devlet imajıyla ortaya çıkararak insanı ve çağı ürkütüyorlar. Oysa ki bugün ulus devletin anlamının bunlarla hiçbir ilgisi kalmamıştır. Bugün ulus devlet, ülke nimetlerinin dışarıdan gelen ve güdenler için değil, ülkenin sahipleri için kullanımını öne çıkaran devlet demektir. Kavram, eskisinden tamamen farklı bir anlam kazanmıştır. Irkla, renkle, dinle hiçbir ilgisi yoktur. Atatürk Cumhuriyeti’ndeki anlamı da işte bu yeni anlamdır.

Batı, ulus devletin bu yeni anlamını kendisi için sonuna kadar işletmekte, ama sömürmek istediği ülkeler söz konusu olduğunda ulus devleti derhal çağdışılık, tutuculuk, hatta faşizm ve şovenizmle suçlamaktadır.

Türkiye’nin kamu yönetimini yeniden yapılandırma girişiminin arka planında IMF ve Dünya Bankası’nın yani küreselleşmenin öncü-ajan kuruluşlarının manipülasyonları vardır. Yeni Kamu Yönetimi Kanun Tasarısı’nın kısa tanıtımı şudur:
Küreselleşme dinazorlarının ulus devlet ve merkezî otoriteyi parçalayıp yok ederek ülkeyi, direnci sıfıra yaklaşmış bir pazara dönüştürmek...

Bu noktada, bir gerçeğin daha altını çizmek zorundayız:

Terör, uyuşturucu, silah kaçakçılığı gibi belaların özel bir konuma getirdiği Türkiye’de merkezî otoritenin zıyaflatılması değil, tam tersine güçlendirilmesi gerekir. Aksini yapmak, küreselleşmenin nimetlerini devşiren süper güçlerin işine yarar ama bu ülkenin tamamen zararına olur. Özellikle uzun vadede çok zararına olur.

Merkezî otoritesi yani devleti zayıflayan bir Türkiye, gırtlağına çöken belalarla başa çıkmakta büyük zaafa uğrar.

IMF ve Dünya Bankası gibi öncü kapitalist buldozerler, süperlerin yolunu açarken, zayıf ülkelere ‘Tarımda sübvansiyon ve destekleme yoluna gitmeyeceksiniz’ diye emir buyuruyor, öbür yandan, efendilerinin ülkelerinde tarım ürünlerine verilen destek acaip rakamlara ulaşıyor.

ABD, AB ve Japonya üçlüsünün tarım ürünleri için sağladığı desteğin bir günlük (yanlış duymadınız) miktarı -sıkı durun- bir milyar dolardır. (Hicrald Tribune, 1 Ocak 2004)

Bu bir milyar dolar, üç ülkede toplam 45 milyon çiftçiye dağıtılmaktadır.

Yerel yönetimleri güçlendirme adı altında merkezî otoriteyi, sonuç olarak da laik cumhuriyeti tahriple sonuçlanabilecek bu tasarı, özü ve amacı bakımından bir ‘Milli Egemenliği Dışlama’ tasarısıdır. Bu anlamda bir girişim, ilk kez, 1910’da ünlü sadrazam Damat Ferit Paşa (ölm.1923) tarafından ‘Anayasa Değişikliği Layihası’ olarak Meclis-i A’yan’a sunulmuştu.

Damat Ferit Paşa, bu layihasında milli egemenlik ilkesinin çokuluslu Osmanlı düzenine zararlı olduğunu ve yasama meclisine devredilen yetkilerin tekrar padişah, a’yan ve mebusan arasında paylaştırılması gerektiğini savunuyordu. Damat Ferit’in bu önergesi Meclis-i A’yan tarafından 22 Şubat 1910’da reddedildi.

5 Osmanlı hükümetine başkanlık etmiş olan Damat Ferit Paşa, işte bu fikirleri yüzündendir ki, Anadolu’da başlayan Milli Kurtuluş Hareketi’ne başından itibaren karşı çıkmış, bu harekete karşı savaşan dış güçlerle sürekli beraber olmuş, Kurtuluş Savaşı öncülerinin katline fetva çıkartmıştır.

Kamu reformu yaftasıyla piyasaya sürülen bu tasarı/yasa, kamu haklarının birçoğunu işlerlikten kaldıracak, bu hakları birer gelir aracına dönüştürecektir. Örneğin, bu hakların en önemlisi ve bir anayasal zorunluluk olan sağlık hizmetini bir hak olmaktan çıkarıyor. Devlet artık klasik kamu hizmetlerinin hiçbirini vermeyecek, veremeyecek, vatandaşını sadece bir müşteri gibi görecektir.

Türkiye, bir yandan, zihin ve felsefe zemininde Ömer Dinçerlerin, Yalçın Akdoğan’ların bulunduğu bir ‘çok hukukluluğa götürme tasarısı’nı yasalaştırarak, öte yandan, çağdaş üniversiteleri siyasetin denetimi altına alarak ve nihayet TÜBİTAK gibi bir bilim kurumunu siyasetin güdümüne vererek ancak Cumhuriyet’ten cemaatçiliğe geçmek istediğini ve yine Yalçın Akdoğan’ın ifadesiyle ‘Dış dinamiklerle (ABD, AB talepleriyle), iç dinamiklerin (siyasal İslamcı talepler) örtüşmesinden memnuniyet’ duyduğunu ifade etmiş olmanın ötesine geçemez.

Türkiye, kendisini yarınlara taşıyacak hemen hemen tüm aslî güçlerini parçalayıp eritiyor. Bunu sonu Türkiye ve Türk halkı için çok kötü olacaktır...

Bu demektir ki, Türkiye Cumhuriyeti kendisini inkárın, hatta bir intiharın eşiğinde durmaktadır...

Bu duruşa bakarak ‘Yazık oldu’ diyenler de var, ‘İyi oldu’ diyenler de...
19.02.2004
 

 

WebPaketi
Kimdir?
Yaşar Nuri Öztürk kimdir?.. tıklayın
Kitaplar
Yaşar Nuri Öztürk'ün kitapları hakkında geniş bilgi için... tıklayın
Dünya Basınında
Y.N. Öztürk ile
ilgili yazılanlar
ve röportajları
için
tıklayın
Kitapları okumak için
Öztürk'ün kitaplarını okumak için tıklayın
Makaleler
Y.N. Öztürk'ün
makalelerini okumak için
tıklayın