 |
| |  |
|  |
| | |
 |
 |
 | Siyaset
Günlüğü | |  |
 |
 |
|
Halkın Yükselişi Partisi için.. tıklayın |
| |  |
 |
| |  |
|
TÜRKİYE NEREYE GÖTÜRÜLÜYOR?
Önce uyutalım, sonra unuturuz demişlerdi AB kurmayları. Çok bilinçli ve usta bir politika... Müzakere tarihinin veriliş şekli de tamamen o politikaya uygun. Uyutmak için bir tarih vermek şart. Vermezseniz uyumaz, ayağa kalkar o koca kitle. Ayağa kalkınca bütün oyun bozulur, kendine gelir; şahlanır... Tarih ver. Ver ki uyusun. Uyusun ki, istenenleri bir bir alalım. İstediklerimizi aldıktan sonra unutmak bizim elimizde. Zaten ucu açık, referanduma bağlı. Unutmanın koşulları şimdiden hazır. Vakti gelince uygularız, olur biter. 17 Aralık, Türkiye’de birileri tarafından zafer ilan ediledursun, AB’nin en önemli kurmayları o gün münasebetiyle bizi ‘adı konmamış enayi’ ilan ettiler. Hem de açıkça. Avrupa’da 18 Aralık’tan itibaren çıkan gazeteler şu haberlerle dolu. Die Welt: “AB 2002’de verdiği sözün gerisinde kaldı.” Frankfurter Allgemeine: “Protokolün imzalanmasıyla Türkiye Kıbrıs’ı tanıyacak.” Guardian: “Tüm üyelerini tanımadan bir kulübe girilemez.” Corrierre Dela Sera: “Uzlaşma, Türkiye’nin gelecekte Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması koşuluyla sağlandı.” Ve kişiler. AB’nin kurmay düzeyde isimleri, bizim basının ‘zafer’ ilan ettiği olayı şu sözlerle değerlendirdiler: İsveç Başbakanı Göran Persson âdeta birilerinin yüzüne tükürüyor: “Biz olsaydık, bu şartlı üyeliği kabul etmezdik. Ama Türkiye kabul edince biz öne çıkıp engel olmak istemedik. Bizim gönlümüzdeki, Türkiye’ye şartsız üyelik için müzakere tarihi verilmesiydi. Fakat Türkiye fazla direnmedi.” AB dönem başkanı ve Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot: “Fransa ve Avusturya referandum yapacağından, Türkiye’nin AB’ye girmeme olasılığı büyüktür.Tatsız bir durum oldu. Maç sırasında kuralları değiştirdik. Türkiye, 2005 Ekim ayında müzakerelerin başlaması için Kıbrıs Rum devletini tanıma yolunda adım atmak durumundadır.” Bu sözler bizim için bir utanç ve göz yaşı belgesidir. Türkiye’nin hangi dipsiz ve beceriksiz politikalarla nasıl yönetildiğini, kaderimize hangi Ortaçağ kalıntısı cehaletin yön verdiğini gözler önüne koyan bir ibret tablosudur bu sözler... Çok kötü aldatıldığımız ortada. Ezelinden beri ilim ve fikirle hırlaşan bir zihniyetin Türkiye’ye kazandıracağı ne olabilirdi? TÜBİTAK’ı mezraya çevirip tarla gibi yönetmek. O zihniyete en çok yakışan bu olabilirdi ve öyle oldu. TÜBİTAK’ı mezraya çevirdiler. Aydınlanmayı yaşamış Avrupa kurmaylarının birikim ve deneyimlerine karşı, “Türkiye’nin son 70 yılı boşa gitmiştir” diye hezeyan kusarak Türk aydınlanmasının fitilini yakan Atatürk’e saldırıyı kariyer yapmış zavallılar bize boyut değiştirtebilirler miydi? Arap Emevî örflerinden alıp dinleştirdikleri yalan ve hurafeleri ‘en yüksek mukaddesler’ halinde öne çıkaranlar, Allah’a sövenlerle sarmaş-dolaş olabiliyorlar ve olmaktadırlar ama, ilahlaştırdıkları hurafelerine eleştiri getiren Müslüman düşünürleri düşman bellemekte asla tereddüt etmiyorlar. Peki, böyle bir zihniyet için İslam diye, İslam’ın Allah’ı diye bir değer olabilir mi? Bu zihniyetin değerler listesinde Allah en iyi ihtimalle ikinci sıradadır. Birinci sıra, putlaştırdıkları hurafeleridir. Böyle olduğu içindir ki, bu zihniyetin diline ve eline bulaşmış din ve mukaddesat, Allah tarafından desteklenmemektedir. Çünkü Allah kendisine eş koşulan hiçbir şeyi desteklemez. Bu zihniyetse hurafelerini Allah’a eş koşmuştur. Siz istediğiniz kadar, Allah’a ortak koşulan şeyi ‘din-iman’ sosuyla süsleyin. Hiç kimse Allah’ı oyuna getirememiştir, getiremez. Böyle olunca da, Türkiye’yi, Arap-Acem hurafelerinden devşirilmiş tabularını ihya ile Atatürk’e kin uğruna AB Haçlılarına teslim edenlerin gidebilecekleri yer, aydınlanmanın tüm feraset ve dirayetini kullanan AB kurmayları önünde hezimet ve rezilet olabilirdi. Öyle olmuştur.... Yüzyıl da geçse başka bir şey olamaz... Olan Türkiye’ye oluyor. Dinci dipsizlikle, ona çıkarları uğruna tarihin en alçak desteğini veren dinsiz-hedonist-hain-mandacı şehvet kurbanları el ele vermiş, bu muhteşem ülkeyi erim erim eritip yokluğa götürüyorlar. Türkiye’nin bugün için ilk sıfatı şu olabilir: Aldatılan ve bundan zevk alan ülke. ‘Dip dalgası yaratan, vicdanı sağlam, yüreği coşmuş kitle’yi bir kenara koyarsak, halk biraz uyuşuk, biraz da bedavacı ve aymaz. Halk artık mazlum olmaktan çıkmış. Zulme seyirci kalanlar, hele hele ona destek olanlar mazlumluk niteliklerini yitirirler. Bu halk onu yitirdi. O halde, Allah ona neden yardım etsin?! Halk, hain tulûatı seyretmekten başka bir şey yapmıyor. Aldatılmaya, uyumaya âdeta davetiye yazıyor. Kendisini uyandırmak isteyenleri düşman belliyor. Onları ahmak veya hır çıkaran isyancı yerine koyuyor. Tüm bunlar, Allah’ın rahmetine değil, öfkesine giden yollardır. Halk, âdeta “Ört ki ölem!” diye bağırıyor. Ümidimiz, o ‘dip dalgasını yaratan kitle’de. Ne yazık ki, koca lakap ve unvanlarıyla bir yığın teneke adam, halkın uykusunu derinleştirmenin ötesinde hiçbir şey yapmamaktadır. Teneke adam değil de gerçek adam olanlar etkili olamıyorlar. Türk diplomasisinin duayenlerinden, Washington eski büyükelçimiz İstanbul milletvekili Şükrü Elekdağ, ibret dolu tespitler yapmaktadır. İşte AB ile ilgili bir tanesi: “AB tarafından, Türkiye için aşılması imkânsız denebilecek engeller yaratan ayrımcı bir müzakere süreci öngörülmüştür. MGK ise, Türkiye’nin tam üyelik hedefini saptıran ve ülkemizi ikinci sınıf bir statüye yönlendiren bu kararların gerçek yanlarını kamuoyuna yansıtmaktan kaçınarak ağır bir sorumluluk altına girmiştir.” (Cumhuriyet, 22 Ocak 2004) Anlaşılan o ki, 17 Aralık’ta zafer kazanmadık, enayi yerine konup aldatıldık.
|
|
Ali Sirmen, yaraya parmak basan yazısına “17 Aralık Şapşalları” başlığını koymuş. Sirmen’in, AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in “Müzakerelerin başlaması için tarama sürecinin bitmesi lazım; bu da en az bir yıl sürer” şeklindeki alay edici beyanatı üzerine yazdığı yazıda şu cümleler de var: “Bonjur, zafer çığlıklarıyla meydanları dolduran, sütunlarında döktüren, ekranlarda şakıyan 17 Aralık şapşalları...Avrupalı açık ve net konuşuyor ama avsalaklıkta şampiyonluk mertebesine erişmiş olanlar, gerçekleri görmemekte direniyorlar...” |
|
| |
|
|
|
| |  |
| |  |
| |  |
 |
 |
 | Kitaplar
| |  |
 |
 |
|
 |
Yaşar Nuri Öztürk'ün
kitapları hakkında geniş bilgi için... tıklayın |
| |  |
 |
|  |
 |
 |
 | Dünya
Basınında | |  |
 |
 |
|
 |
Y.N. Öztürk ile
ilgili yazılanlar
ve röportajları
için tıklayın |
| |  |
 |
|  |
 |
 |
 | Kitapları okumak için |
|  |
 |
 |
|
 |
Öztürk'ün kitaplarını okumak için tıklayın |
| |  |
 |
| |
 |
 |
 |
Makaleler |
|  |
 |
 |
|
 |
Y.N. Öztürk'ün
makalelerini okumak için tıklayın |
| |  |
 |
|  |
|  |