Üye Girişi
Üyelerimiz, giriş için ...
tıklayın
Kur'an Meali
Sure sure Kur'an meali için... tıklayın
Arşiv
Soru - cevap ARŞİVİ
için
tıklayın
 
Siyaset Günlüğü
Halkın Yükselişi Partisi için.. tıklayın

 

KIBRIS MESELESİ VE DENKTAŞ'IN ÇİLESİ

Şunu asla anlamıyorum: Bizim pazar yeri politikacılarımız (Ki biz onlardan devlet adamı olmalarını beklemiyoruz, ona çapları müsait değil), hiç olmazsa şu Batılıların bize asla iyi niyetle ve tarafsız yaklaşmayacaklarını, asırlık kin ve hınçlarının buna asla imkán vermeyeceğini (hiç değilse bunu) unutmasalar!

Denktaş, bazı mandacı-mütarekeci kalemlerin ‘iki yüz nüfuslu bir yerin başkanı’ diye terbiyesizce küçümsemelerine rağmen bir devlet adamıdır. Pazar yeri politikacılarıyla uyuşamamasının sebebi de bu...

Devlet adamı, olayları ve karşısındakileri pazar yeri politikacısından çok farklı görüyor. Görüşte mesafe farkı var, kalite farkı var. Bu fark, söylemlere, izlediğimiz gibi yansıyor.

Denktaş’ı dışlayan bir Kıbrıs formülü, Kıbrıs’ın satılmasıyla eşanlamlıdır. ‘Denktaş işi zora sürüyor’ diyenler, ‘30 yıldır uğraşıp duruyoruz, şöyle veya böyle verip kurtulalım’ diyenlerdir.

AB, Rumlar ve ABD bu ‘Kurtulalım’ söyleminin arkasındaki zaafı bildikleri için bir yandan ‘Hadi çözün!’ diye bastırırken, bir yandan da Denktaş’ı devre dışı tutmak istediler. AKP, dış meselelerde iradeyi ABD ve AB’ye ciro ettiği için Kıbrıs konusunda da hep onların ağzına baktı. Bunun içindir ki, Başbakan RTE ve basındaki robot meddahları, Kıbrıs meselesinde, ta baştan beri, ádeta Rumlara akıl vermek ve Denktaş’a saldırmakla meşgul...

Bizimkiler sanki Yunanistan’ın Kıbrıs temsilcileri, Rumların fahrî avukatları...

New York’a giderken bile midesini bulandırdılar Denktaş’ın. RTE, Denktaş’ın kendisiyle görüşmek yerine gazetecilere beyanat veriyor:
‘Eline bir yol haritası verdik. Sadık kalmazsa bedelini KKTC ödeyecek...’

Ne biçim söz bu! Çalışanlarınızdan birini alışverişe mi gönderiyorsunuz? Düşüncenizin muhatabınıza böyle iletilmesi diplomasiye aykırı. İkincisi, sözleriniz iyi niyetli olmayan bir adama uyarı gibi duruyor...

Genel kanı o ki, Denktaş bugüne değin sizin haritalarınızla yürüseydi, Kıbrıs bizim açımızdan çoktan ‘rahmetli’ olmuştu...

Denktaş, RTE’nin uçaktaki sözleri üzerine New York’tan geri dönmeyi düşünüyor. Ne ki, RTE arayıp işi düzeltiyor ve Denktaş devam ediyor.

Biraz da şu ‘mütareke basını’ diye anılan ‘dalkavukluk basını’nın arlanmak nedir bilmeyen bazı kalemlerine bakalım. AB, ABD, AKP ittifakına yaranmak için New York görüşmelerinden bir hafta önceden Denktaş’a hakarete başlamışlardı. TRT ekranlarına bile taşınan bu hakaretler içinde edep ve utanç duvarlarını çatlatanlar vardı. Bir tanesi diyordu ki:
‘Başbakan nasıl gider Denktaş’ın ayağına! Maaşını sen veriyorsun, sırtındaki elbise bile senin paranla alınmış. Ümraniye kadar bile nüfusu olmayan bir yerin Cumhurbaşkanı nihayet. Senin atadığın adam. Çağırırsın, direktif verirsin; dinlerse dinler, dinlemezse azledersin, olur biter...’

Adam bu sözleri ekran ekran dolaşıp haykırdı. Daha doğrusu ekran ekran dolaştırılıp konuşturuldu. Devletin televizyonunda bile...

Aradan iki gün geçti. Denktaş, New York’ta nasıl bir diplomasi ustası olduğunu, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin haklarını bilmede ve korumada nasıl bir irade olduğunu gösterdi.

Mütareke basınının bu defaki manşetleri Denktaş’ı tarih yazmakla niteliyor, göklere çıkarıyordu. Hükûmet sözcüleri de öyle. Sayın Dışişleri Bakanı da öyle... Diyordu ki:

‘Devam Rauf Bey tarih seni yazacak...’

Ya, demek öyle!.. Eskiler buna ifrattan tefrite derler. Kısaca, bir aşırılıktan öteki aşırılığa demek... Vitrin yüzüyle mutfak yüzü ayrı olanların hali hep budur... Günlük ve iğreti yaşarlar...

Denktaş, günlük yaşamıyor, günlük politika üretmiyor. Yarını görüyor ve yarını düşünüyor. Annan Planı denen tuzak metnin, yarınlar için bize ne getireceğinin dikkate alınması, müzakere edilmesi lazım.

Ve olup bitenlerin bu işle kaderi belirlenecek halka bildirilmesi lazım. Bu hem onur borcu, hem de haysiyetli ve dirayetli bir diplomasinin gereğidir. Varılan sonuç, o halkın referandumuna sunulacaktır. Olup bitenler bu halktan saklanır mı? AKP’nin dışa bağımlı ‘kapalı kapılar ardında Washington’ yöntemine göre saklanır ve saklanmalıdır.

AKP, daha ilk günden Kıbrıs meselesinde (diğer birçok dış meselemiz gibi), Washington-Brüksel iradesi yönünde çözüme kilitlenmiş olacak ki, RTE, Denktaş’ı her fırsatta ‘çözümün önünü tıkayan adam’ olarak gösterdi. Denktaş’ın eli sürekli zayıflatıldı.

Ve aynı mantık ve tavır, içerideki ABD’ci, AB’ci büyük sermaye temsilcilerince öne çıkarılarak Denktaş’a vuran AKP söylemi desteklendi.

Kısacası, AKP, ABD, AB, içteki sermaye patronları ve mütareke basınından oluşan geniş tabanlı ve güçlü ittifak, Denktaş’ı ádeta ‘baş belası’ ilan ediyordu.

Denktaş büyük irade, büyük dirayet... Tüm saldırı ve oyunlara dayandı...

Bendeniz, günler öncesinde bir ekrandan da ifade ettiğim gibi, şöyle düşünüyorum:
Kıbrıs meselesi Denktaş’la ve Denktaş’ın ‘Tamam’ diyeceği biçimde biterse hayırlı biter; aksi halde Kıbrıs, biraz önce andığımız ittifak tarafından karşı tarafa peşkeş çekilmiş demektir...

Hırpalanmış, kırılmış Denktaş bunu biliyor. Ve ona saldıranlar bunu ya göremiyorlar yahut da görüyorlar da umursamıyorlar.

Denktaş’ın çilesinin temelinde şu gerçek var: Denktaş devlet adamı, onun elini zayıflatanlar ise parti politikacısı...

02.03.2004
 

 

WebPaketi
Kimdir?
Yaşar Nuri Öztürk kimdir?.. tıklayın
Kitaplar
Yaşar Nuri Öztürk'ün kitapları hakkında geniş bilgi için... tıklayın
Dünya Basınında
Y.N. Öztürk ile
ilgili yazılanlar
ve röportajları
için
tıklayın
Kitapları okumak için
Öztürk'ün kitaplarını okumak için tıklayın
Makaleler
Y.N. Öztürk'ün
makalelerini okumak için
tıklayın