Üye Girişi
Üyelerimiz, giriş için ...
tıklayın
Kur'an Meali
Sure sure Kur'an meali için... tıklayın
Arşiv
Soru - cevap ARŞİVİ
için
tıklayın
 
Siyaset Günlüğü
Halkın Yükselişi Partisi için.. tıklayın

 

Siyasette Açıklık ve Dürüstlük

Felsefî omurgası zaten zayıf olan Türk siyaseti, günübirlik politika yapan parti başkanları (lider değil) yüzünden çürüdü.

Türk siyaseti bugün Türkiye’nin ne misyonunu taşıyabiliyor ne de yükünü...

İşimiz kala kala ‘vücut dili’ne kaldı. Selamlaşmak için bile tercüman kullanların konuşabilecekleri tek dil bu olsa gerek... Allah eksikliğini vermesin! Ya o da olmasa!..

Sizin anlayacağınız Türkiye ile alay ediliyor...

Siyasette çürümenin göstergelerinden biri, bence, gizlilik veya ‘kapalı kapılar ardında iş bitirme’ yöntemidir. İlkesizliğin, ikiyüzlülüğün, kitle ile kaynaşmaktan kaçışın, halka güvensizliğin alámeti farikası olan bu yöntem, Türk siyasetinin, ne yazık ki egemen niteliği haline gelmiş bulunuyor.

Kıbrıs’ta Türk insan ve ülkesinin geleceğini ve onurunu simgeleyen Denktaş’ın bu, ‘kapalı kapılar ardında Washington’ yöntemini uygulamasını isteyenler Türk siyasetini ve devlet adamlığını bu hale getiren zihniyetlerin temsilcileri ve meddahlarıdır.

İsteğe bağlı sansür!

Denktaş’a ‘konuşma, halka açıklama yapma, karartma uygula’ demenin esas anlamı, Denktaş’ı omurgasızlığa, ilkesizliğe ve sonuç olarak da tavize zorlamaktır. Bu zorlamanın içerideki uzantısını ‘basında isteğe bağlı sansür’ talebi olarak izledik.

İkiyüzlülük’ sözcüğünü ahlaksal anlamda değil, politik yöntem anlamında kullanarak söyleyelim; Türk siyasetini ikiyüzlülük esasına bina edenler tarihin önünde yüzlerini aklaştıracak hiçbir sonuç elde edemediler ve edemeyekler. O bir türlü anlayamadıkları, anlamadıkları için de sevemedikleri Atatürk’ün başarısının ve gün geçtikçe onur düzeyi yükselen tarihsel kişiliğinin altında açık siyaset veya halkla birliktelik yatmaktadır.

Atatürk’ün siyaseti...

Lütfen, Atatürk adına heykel seyretmeyi bırakalım da 1919-1938 arasının belgelerini düşüne düşüne ve tekrar tekrar okuyalım!..

Atatürk’ün o yaratıcı destan hayatını her incelediğimde dikkatimi hep şu çekiyor:

Atatürk’te ‘kapalı kapılar arkasında Washington’ siyaseti yok. Her şey; tüm inişler-çıkışlar, olumlu-olumsuz gelişmeler, acılar, ıstıraplar, sevinçler, kahırlar, ümitler ve kaygılar hep halkla paylaşılıyor.

Her şey halkla birlikte ve halkın bilgisi dahilinde...

Bu yüzden, o siyasette yalan-dolan, aldatma yok... O siyasetin mimarı, yılların ardından huzuruna çıktığı milletine şunu söyleyecek onur ve yücelik burcundadır:
‘Bahtiyarım ki, sana birçok söz verdim ve hiçbirinde seni aldatmadım.’

Var mı bunu söyleyebilecek bir siyasetçimiz, Atatürk’ten sonrakiler içinde?

Olabilseydi Türkiye bu halde olur muydu?

Bütün yaratıcı felsefelerin ve hayat verici dinlerin temel aldığı ortak ilkeyi, Vedalar ölümsüz bir hikmete dönüştürmüştür:

‘Neysen o ol!’

Tarih ve Tanrı, yapabildikleri ne olursa olsun, ‘Neyse o olanlar’ın başına koyar onur tacını... Ve
büyük oluşların yaratıcıları hep ‘neyse o olanlar’dır.

Düşüşe geçen Türkiye

Bizim 1938 sonrası siyasetlerimiz ve siyasetçilerimiz asla ‘ne iseler o olmadılar’, Ölümsüz Atatürk’ün büyüklüğü burada idi. O, neyse o idi. Ve onun için ölümsüz oldu...

Geldiğimiz yer ortada... Başına çuval geçirilmiş Mehmetçikler, söz sahibi olduğu Ortadoğu coğrafyasındaki mehabetini yitirmiş bir devlet... Ve her alanda düşüşe geçmiş bir Türkiye...

Başbakan, Diyarbakır’ın şansını ABD’nin Ortadoğu’yu büyütme projesine bağlamış. Bunu övünerek, sevinerek anlatıyor...

Üzerinde biraz düşünür müsünüz?

Tarımı, hayvancılığı, madenciliği bitirdiler... Daha birkaç yıl öncesine kadar ‘kendi kendini besleyebilen ülkeler’ arasında ilk 10 ülke içinde yer alan Türkiye bugün buğday, mısır, pamuk, şeker, hatta süt, hatta dondurma ithal ediyor. O güzelim yerli tohum çeşitlerimiz bir bir yok ediliyor. Bir tohum bankamız bile yok...

Sevr için yol bulundu

‘Türkiye’ye çağ atlatıyoruz’ diye diye Türkiye’yi işte böyle perişan ettiler.

Şimdi de muhteşem sahillerimizi satmaya uğraşıyorlar. Cebrailin kanatlarını bile para görmekle övünenlerin ülkeyi yağmalatacaklarından kormaktayız!..

İklim dengelerindeki bozulmanın çeyrek yüzyıl içinde vuracağı Avrupa’dan bizim altın sahillerimize kaçış başlamışa benziyor. Bizi boşuna borç batağının içine sokmadılar... Nelerin dönüp durduğunu bir kez daha düşünün!

Anlaşılan, Sevr’i silahla uygulayamayan Batılılar, parayla uygulayacaklar. Eh, ne de olsa başımızda ‘tüccar siyaseti yapıyoruz’ diye övünen bir ‘iktidar’ var...


Ve bu iktidarın bir vitrini, bir de mutfağı var. Vitrindeki yüzle mutfaktaki yüz apayrı...

Bugünkü iktidarın mutfaktaki yüzü gerici ve dışa bağımlı. Vitrindeki yüz ise halkı kandırmak için binbir maske ile süslenmiş; bakanları aldatıyor.

Mutfaktaki yüz bir görülebilse Türkiye’de çok şey rayına oturacak ama o yüzü kim, nasıl gösterecek bu millete?

04.03.2004
 

 

WebPaketi
Kimdir?
Yaşar Nuri Öztürk kimdir?.. tıklayın
Kitaplar
Yaşar Nuri Öztürk'ün kitapları hakkında geniş bilgi için... tıklayın
Dünya Basınında
Y.N. Öztürk ile
ilgili yazılanlar
ve röportajları
için
tıklayın
Kitapları okumak için
Öztürk'ün kitaplarını okumak için tıklayın
Makaleler
Y.N. Öztürk'ün
makalelerini okumak için
tıklayın