Üye Girişi
Üyelerimiz, giriş için ...
tıklayın
Kur'an Meali
Sure sure Kur'an meali için... tıklayın
Arşiv
Soru - cevap ARŞİVİ
için
tıklayın
 
Siyaset Günlüğü
Halkın Yükselişi Partisi için.. tıklayın

 

Mesele İmamların Maaşı Değil: 16.03.2004

Egeli İş Adamları Derneği (EGİAD)nin davetiyle 9 Mart 2004 akşamı verdiğim ‘İslam, Batı ve Türkiye’ konulu konferans sıcak tartışmalara neden oldu.

O konferansta İslam-Batı-Türkiye ilişkileriyle ilgili söylediklerim, bu ilişkileri irdeleme bakımından daha şimdiden ‘klasik’ diye anılan ‘Batı Sömürgeciliği ve İslam Dünyası’ kitabımda ayrıntılı biçimde var.

Şunu hemen söyleyeyim: O konferansta altı çizilip gündem yapılacak ulusal ve uluslararası önemli tespitler vardı. Basın, esas onların üstüne atlayıp onları manşet yapmalıydı. Basının böylesine önemli ve yaşamsal tespitleri bırakıp da duygu mıncıklayıcı birkaç cümleyi gündem yapması Türk basınının düzeyi adına gerçekten kaygı vericidir.

O duygu mıncıklayıcı noktaları da her zaman olduğu gibi, bir takım eklemeler, eksiltmeler, saptırmalar ve çarpıtmalarla verdiler...

Örneğin, bendeniz, imamların maaşlarından, bu maaşların haramlığından tek kelime ile söz etmediğim halde konu, ‘İmamların maaşları’ meselesine dönüştürüldü. Ne yazık ki, benim sevgili meslektaşım imamlar da bu oyuna hemencecik geliverdiler...

İmamlar, devletle mukavele yaparak bir görev üstlenmişler. Sırf bu mukavelenin varlığı, aldıkları parayı helal kılmaya yeter. Çünkü bu mukavele ile bütün zamanlarını devletin hizmetine tahsis ediyorlar. Elbette ki rızıklarını oradan temin edecekler. Kaldı ki, bir zaman bendenizin de yaptığım imamlık, sadece namaz kıldırmaktan ibaret değildir. Yaz aylarında çocuklara kurs vermek, yıl boyunca cemaatin sorularını yanıtlayıp onları aydınlatmak da imamların verdikleri hizmetler arasındadır. Ve bu yönüyle imamlık bugün aynı zamanda bir eğitim hizmetidir. Eğitim hizmeti olarak karşılığında ücret alınabilir.

İmamlar açısından mesele bu. Onlar açısından bir sıkıntı yok. Sıkıntı, parayı ödeyen devletle, imamların arkasında namaz kılanlarla ilgilidir.

Ben bu noktada, ideal olanı gündeme getirip mevcut duruma da şöyle bir dokundum. Bir kere daha söyleyeyim: Din sınıfı, din kisvesi, resmî mábet, ibadette lider, Allah-kul arası komisyon gibi kurum, kavram ve oluşumlara izin vermeyen İslam temel ibadetlerinden biri olan namazın para ile kıldırılmasına da izin vermez. Çünkü böyle bir şey, son tahlilde, Allah-insan arası komisyon odaklarının devrede olduğu anlamına gelir.

Cemaatle namaz makbuldür ama bunun icrası, namaz için (sadece bunun için) toplananlardan birinin imam bunun için) toplananlardan birinin imam olması halinde geçerlidir. Paralı ve atanmış birinin kıldırması halinde namaz sakatlanır. Namaz; resmî görev, devlet emri olamaz. Allah rızası için kılınacaktır. Cemaati de böyle kılacaktır, imamı da... Kılanlardan biri bunu paralı bir görev icabı yaptığında, değerli ilahiyatçımız Prof. Dr. Saim Yeprem’in de vukufla belirttiği gibi, namaz olmaktan çıkar.

Kaldı ki, benim konferansımda eleştirilen bu ikinci nokta da değildir. Ben, namaz kıldıran görevlilere verilen paranın kaynağı açısından eleştiri getirdim; esas meselem bu idi. Namaz için harcanan para, sadece namaz kılanlardan alınmıyor. Yani, birilerinin ibadet yapması için başka birilerinden para alınıyor. İşte bu, İslam’a aykırıdır; bir kul hakkı tecavüzüdür.

İslam, başkalarının hakkına tecavüz pahasına yapılan ibadeti gerçek anlamda ibadet saymaz. Namaz kılanların yollara taşmasına, cami içinde bile sesli Kur’an okuyup başkalarını dinlemek zorunda bırakmaya, cemaatle namaz kılınan yerlere ağız kokularıyla gelerek başkalarını táciz etmeye izin vermeyen bir fıkıh, hayatında camiye girmemiş, hatta kelimei şehadet getirmemiş insanların verdikleri paralarla ‘namaz kıldırma ücreti’ ödenmesine nasıl olur da izin verir?! Bu, açık ve kesin bir kul hakkı ihlalidir. Böyle bir ihlal, ibadeti kökünden geçersiz kılar.

Tartışmada bir de Cuma namazı kısmı var. Bu konuyu ben, İslam Nasıl Yozlaştırıldı kitabımın Cuma bahsinde ayrıntılı bir biçimde açıklamışım. Söylediklerim yeni değil. Cuma, cemaatle kılınan bir namazdır ve öteki namazlardan tek farkı cemaatle kılınmasının gerekli olmasıdır. Fıkıh kitaplarında ‘Cumanın şartları’ diye sıralanan bir yığın madde büyük çoğunluğu Emevîlerce uydurulmuş dayatmalardır. Dinsel hiçbir esasları yoktur.

Cuma, cemaatle olmak şartıyla, camide kılınabileceği gibi, evde, iş yerinde, kırda, bayırda, çayırda da kılınabilir. Aksini söyleyenler cehalet veya yalancılık sergilerler.

Cuma iki rekáttır. Sadece iki rekát. Hz. Peygamber hayatı boyunca hep böyle kılmıştır. İki rekát dışındakiler sonradan eklemedir.

Benim ‘Evde de kılınabilir’ sözüm, işte bu çerçeve içindedir. Yoksa ben evde tek başınıza cuma kılabilirsiniz demedim, demem. Sözümün ‘cemaatle’ kısmı atılıp sadece ‘evde’ kısmı bırakılıyor. Sonra da veryansın ediyorlar. Edepsizlik ve irfansızlığın tenezzülüdür bunlar... Diyanet İşleri’nin ‘yüksek (!) din işleri kuruluna bağlı ‘Alo fetva’, ‘Yersen yoğurt, içersen ayran fetvaları’ndan birini de bu konuda vermiş. Beni eleştirirken kullandıkları şu tábire bakın: ‘Evde kılınır demek dayanaksızdır, Cuma cemaatle kılınır’

Hem doğru, hem yanlış. Dedik ya, yersen yoğurt, içersen ayran... Bu ‘yüksek kurul’ mensupları acaba neden tek anlama gelen, dinleyene bir şeyi açıkça ifade eden söz söylemezler? ‘Cuma cemaatle kılınır’ tábiri ‘Cuma evde de kılınabilir’ tábirine ters değil ki... Cuma, cemaatle olmak koşuluyla evde de kılınabilir. Ama Cuma, cemaat yoksa camide de kılınamaz. Yani Cuma meselesinde belirleyici olan, mekán değil, cemaattir.
‘Yüksek din kurulu’ (!) bunu anlamayacak ve halka anlatamayacak kadar perişan bir durumda mıdır. Hayır! Hesap her zaman şu: ‘Öyle konuşalım ki, her dediğimiz her anlama gelebilsin...’

Son söz şu:

İslam dünyası; imanı siyasetin, ibadeti ticaretin, Allah’a kul olmayı, haraç ve huruç odaklarının tasallutundan kurtarmadıkça zelil ve rezil olmaktan asla kurtulamaz.

 

 

 

WebPaketi
Kimdir?
Yaşar Nuri Öztürk kimdir?.. tıklayın
Kitaplar
Yaşar Nuri Öztürk'ün kitapları hakkında geniş bilgi için... tıklayın
Dünya Basınında
Y.N. Öztürk ile
ilgili yazılanlar
ve röportajları
için
tıklayın
Kitapları okumak için
Öztürk'ün kitaplarını okumak için tıklayın
Makaleler
Y.N. Öztürk'ün
makalelerini okumak için
tıklayın