| RİYANIN HEZİMETİ - 25.03.2004
Ali Sirmen, Türkiye’deki siyasetin ve yönetimin gırtlağına kadar yalana battığını anlatan 5 Mart 2004 tarihli yazısına şu başlığı koymuştu: ‘Yalan İmparatorluğu’
Ali Sirmen’in o yazıda yazdıklarının tümüne aynen katılıyorum. Ve diyorum ki:
Durumu daha kökten ifadelerle ortaya koymak gerekir:
Türkiye, sadece yalan fırtınası değil, riya tufanına yakalanmıştır.
Osmanlı’yı riya yani ikiyüzlülüğün dinleşmesi yıkmıştı.
Atatürk riyasız bir dünya armağan etti bize. Ne yazık ki, 1938’in 10 Kasım sabahından itibaren riya, Türkiye’nin yakasına tekrar yapıştı. Ve o günden beri bizi kemiren riya nihayet bugünkü hallere düşmemize sebep oldu.
Müslüman dünya bir riya dünyası haline gelmiştir. Riyasız yaşanan bir İslam, müminlerini bu hallere düşürmez. Biz, dini riya ile çürüttük, din de bizi dünyaya rezil etti. İnsanı günahlar değil, riya batırıyor. Mahveden bela günah değil, riyadır.
Kur’an, günahın her geçtiği yerde Allah’ın rahmet ve merhametini anarken, riyanın her geçtiği yerde azap, tehdit ve hüsranı anmaktadır. Hz. Peygamber’e yöneltilen şu hitaba bakın:
"Yemin olsun, sana ve senden öncekilere şu vahyedilmiştir: Eğer şirke düşersen, eylemin/üretimin/ibadetin kesinlikle işe yaramaz hale gelir ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun." (Zümer Süresi, 65)
Türkiye’de bugün, riyalarının açtığı utanç verici yaraları merhemlemek isteyenler çırpınıyorlar ama çırpındıkça batıyorlar. Son zamanlarda birbirlerini kırıp geçirmekteler.
Dinci kesimde bir ‘döneklik ve dönekler’ kavgasıdır gidiyor. Daha ilginci şu:
Döneklik tartışmasına bir biçimde Başbakan da katılıyor ve şunu söylüyor:
‘Biz de din istismarı yaptık.’ Tam Türkçesiyle ‘Dini biz de sömürdük’ diyor.
RTE’nin bugüne değin, en ümit verici sözü budur. Açık yüreklilik vadisine birazcık olsun yaklaşmasını takdirle karşılıyorum. Keşke işin diğer yarısını da söylese ve benim gibilerin yüreğini biraz daha ısıtsa! Dese ki (ve demeli ki):
‘Biz din istismarı yaptık; bu uğurda, dini yozlaştırarak bir siyasal ideolojiye dönüştürenlere seyirci kaldık. Bize sahte bir İslam anlatanların sırtını okşadık; İslam’ın gerçeğini anlatanları reformistlikle, dini tahrif etmekle suçladık. Onlara akıl almaz haksızlıklar yaptık. Onların bizde hakları var. Onlardan özür dilemeliyiz...’
İşte, Sayın Başbakan, sözün tamamı ve inandırıcı olanı budur. Bunu, bu açık yüreklilikle söylediğiniz anda, sizi takdirle öven ilk yazıyı ben yazacağım...
Ama sizin bunu yapmanıza siyasal hesaplarınız izin vermez...
Siz ve yandaşınız siyasal İslamcı ekipler bunu yapmadığınız sürece İslam imanı için ıvazsız mücadele etmiş bilim ve fikir adamlarına güvence vermiş olamazsınız. Bu ülkeye de güvence vermiş olamazsınız.
Sakın bana biz iktidarız, halk bizi seçti demeyin. Çünkü sistemin çarpıklığıyla muhaliflerinizin saçmalık ve beceriksizliklerinden doğan koltuk sayınızı bir kenara koyarsak sizin ‘iktidar oyu’nuz yüzde yirmi dört buçuk. Siyasal açıdan, kitlenin dörtte üçü size karşı. Din meselesinde sizin gibi düşünenler ise, siz de bilirsiniz ki, yüzde yedi-sekizi geçmez...
Dinci siyaset ekiplerine şunu sormalıyız: Döneklik tartışmasıyla, diyelim ki bir yarayı merhemlediniz; diyelim ki gerçeği gördünüz, hatta diyelim ki artık riyayı bıraktınız; peki, o riyakárlık günlerinizde dünya áleme attığınız iftiraların günahları nasıl ödenecek? O günaha bulaşanların ebediyen lanetlendiğini ve sözlerinin asla dinlenemeyeceğini Kur’an söylüyor...
İslam imanına sahip olduğunu söyleyenlerin bunları yok sayması olası mı? Peki, nasıl temizlenecek bu günahlar, nasıl sarılacak bu yaralar?
Dinci ekip başlarının ve onların siyaset sahnesine sürüp su başlarına getirdikleri siyaset dincilerinin işleri çok zor. Bir tek çareleri var: Milletin önünden çekilip bir kenarda tövbe ve ibadetle temizlenmeye çalışmak... Tövbe etmek dışında bir şeye hakları ve yüzleri olamaz... Vardır diyorlarsa Kur’an’a ters düşerler...
Nasıl konuşabilirler? Yıllar ve yıllar saldırıp sövdükleri sistem ve devletin tüm imkán ve nimetlerinin su başlarında oturuyor, tepe tepe kullanıyorlar o nimetleri...
Yüzleri kızarıp kendilerine mi geliyorlar? Hayır! Tam tersine, hakaret ve sövmeye dolu dizgin devam ediyorlar. Bütün siyasal kariyerini, Atatürk’e ve Cumhuriyet dönemine sataşarak elde ettiğini çok iyi bildiğimiz RTE, Cumhuriyet devletinin başbakanı olmasına rağmen hıncını hálá alamamış ki, İnönü ve Baykal CHP’sinin dipsiz politikalarını eleştirmek adına ve o bahaneyle CHP’nin köklerini, yani Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü bereketsizlikle suçluyor.
Yandaşları ise, seçim otobüslerinin üzerine şunu yazabilmek edepsizliğini gösterebiliyorlar:
''84 yıllık karanlığı yıkacağız!''
Esas karanlığın kendi söylem ve iddialarında olduğunu unutanlar, gömüldükleri Allah ile aldatma ve riya bataklığından daha beter bir karanlık olamayacağını anlamıyorlar. Çünkü riyanın azdırdığı benliklerin yuvarlandığı şaşkınlıktan kurtuluş bu dünyada pek mümkün olmamaktadır.
|