| HATEMÎ-CHIRAC SÖYLEMINDE LAİKLİK
Temel niteliği ‘magazin’ ve ‘iktidar meddahlığı’ olan ‘holding basınımız’, dünyanın orasında-burasında olup biten birçok ‘altı çizilesi’ olayı görmezlikten gelmekte veya gereken özenle sayfalarına aktarmamaktadır.
‘Holding basını’ kendisini iktidara yaranma ve süper güçleri (ABD ve AB) memnun etmeye uyarladığı için önüne gelen haber ve malzeme gazetecilik açısından ne denli önem taşırsa taşısın, önce ‘İktidar ne der, süperler nasıl karşılar?’ sorusunu sormakta, cevap sakıncalı çıkarsa konu üzerinde durmamaktadır.
Şükürler olsun ki, istisnalar yok değil. Örneğin bir Cumhuriyet Gazetesi var. Son günlerde altı çizilmesi ve üzerinde ısrarla durulması gereken gelişmelerden biri de İran Devlet Başkanı Hatemî’nin, daha çok laiklik-İslam ilişkisi üzerinde yoğunlaşan tarihî röportajı idi. NTV’nin her zaman takdir ettiğim ciddiyetine yakışır bir programla ekrana getirdiği Hatemî röportajı, bence son yılların en önemli gelişmelerinden birinin başlığıdır.
DEVRİM NİTELİĞİNDE
İran gibi, laikliğin baş düşmanı olarak gösterilen bir ülkenin devlet başkanı Hatemî’nin, İslam ile laikliğin bağdaştığını gösteren konuşması söz konusuydu.
Filozof-lider Hatemî o konuşmasıyla bir bilinç ve uyanış devrimi yapmıştır. Elbette ki bu konuşmanın bir ‘devrim’ niteliği taşıması, İran’ın laik bir ülke olduğu veya olmak üzere olduğu anlamına gelmiyor. Hatemî’nin yaptığı işin büyük olduğu anlamına geliyor.
Bana göre, Hatemî’nin, laiklikle ilgili tespitlerini açık yüreklilikle ortaya koymak suretiyle gelenekçi İslam coğrafyalarında yaptığı iş, Gorbaçov’un Rusya’da yaptığının bir benzeridir. Hatta, sergilenen cesaret dikkate alındığında Gorbaçov’un yaptığından daha da zor bir iştir.
Bu söylem, ayrıca, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin neleri başardığının ádeta onur belgesi gibidir. Büyük Atatürk’ün geleceği nasıl aydınlık bir bakışla görebildiğinin ve görüşünün gerektirdiği adımları hiç çekinmeden nasıl attığının da bir göstergesidir.
Hatemî’nin söylemi, ayrıca, bu ülkede, yarım asrı aşkın bir zamandır ‘Ya laiklik, ya İslam! İkisi bir arada olmaz!’ diyerek halkı parçalayan, dini siyaset aracı olarak kullanan ve insanımıza akıl almaz kötülükler eden siyaset dinciliğinin düzeysizlik, insafsızlık ve tutarsızlığını göstermesi bakımından da müthiş bir belgedir.
Bugün, küçük maske ve kostüm değişiklikleriyle tutumunda hálá ısrar eden siyaset dinciliğinin Hatemî’den ders alması ve ona şükran duyması gerekir. Ama bunun pek mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır.
Siyaset dinciliğinin pervasız borazanları, ufkunu asla kavrayamayacakları Hatemî’ye saldırmaya başladılar bile...
Hatemî’nin laiklikle ilgili saptamaları, laikliğin beşiği bir ülkenin, Fransa’nın devlet başkanı Chirac’ın, türban krizi münasebetiyle yaptığı tarihsel laiklik konuşmasıyla da ilginç paralellikler belirtiyor.
İki devlet başkanının konuşması da laiklikle ilgiliydi ve ikisi de aynı günlerde idi.
Biri İslam Doğu’nun radikal-dinci diye bilinen ülkesinin, ötekisi Hıristiyan Batı’nın liberal-kapitalist, laik diye bilinen bir ülkesinin yani iki zıt kutbun devlet başkanları olan Muhammed Hatemî ve Jacques Chirac’ın en azından teorik olarak aynı noktada birleşmeleri, üzerinde ciddiyetle durulması gereken ve geleceğe yönelik reçeteler çıkarmada insanlığa ipuçları sunan bir gelişmedir.
EN ELZEM DEĞER...
Ve bence, bu gelişme, özellikle Türkiye gibi bir ülkede ve özellikle siyasal İslam iktidarının laiklik eksenli değerlerle dinmek bilmez bir boğuşma içinde olduğu şu günlerde Türk basınının temel gündem maddesi olması gerekirdi.
Ama olmamıştır, olamamıştır. Yapılmamıştır, yaptırılmamıştır.
İki devlet başkanının söylemleri bize göstermektedir ki, mutlu ve aydınlık bir dünyanın kurulmasında, yaşatılmasında olmazsa olmaz değerlerin başında laiklik gelmektedir. Chirac bunun felsefî-sosyolojik dayanaklarıyla tarihsel gelişimini ve máruz kaldığı zorlukları, laikliğin beşiği bir devletin başkanına yakışır bir derinlik ve güzellikle ifadeye koymuştur.
İslam-Doğu’nun büyük devletlerinden birinin Müslüman başkanı Hatemî ise, konunun İslam’la bağlantısını, uyuşumunu yine filozofik derinliği dikkat çeken bir devlet adamı sıfatıyla göstermiştir.
Müthiş bir olaydır bu. Müthiş gelişmelerdir bunlar...
TİTİZCE KORUNMALI
Yarınlarımız için vazgeçilmez çıkış noktalarını barındıran, yarınlara ışık tutan ‘istikamet pusulaları’ olarak değerlendirilmesi, korunması gereken yaklaşımlardır bunlar.
Kıskançlıkla, titizlikle korunması gereken mesajlardır bunlar.
Şimdi biz, bu anlayış ve algılayışla benimseyip takdir ettiğimiz o iki konuşmanın ana cümlelerini vererek bu konudaki sözlerimizi ‘şimdilik’ kaydıyla noktalayacağız.
Fransız Devlet Başkanı Jacques Chirac, kısa bir özetini vereceğimiz tarihsel konuşmasında laikliğin yerini, anlamını, önemini, biraz da tanımını şu satırlarla belirliyor:
‘Anayasamızın temel direği laikliktir. Laiklik ilkesi, saygı, diyalog ve hoşgörü içinde beraberce yaşama isteğimizi ifade etmektedir. Laiklik bilinç özgürlüğünü garantiler. İnanma veya inanmama özgürlüğünü korur. Her birimize; inancını; huzurlu, özgür, diğer inançlar tarafından baskı yapılması tehlikesi olmaksızın ifade etme ve uygulamayı sağlar. Laiklik açık ve cömerttir. Her bireyin, ulusal topluluğa en iyiyi getirmesi için bir karşılaşma ve alışveriş alanıdır.’
‘Laiklik, farklı dinlerin uyumlu birlikteliğini sağlayan kamu alanı tarafsızlığıdır. Ortak kurallar tartışma konusu yapılamaz. Laiklik ilkesine saygınlık kazandıran da işte bu, yüzyıllardır sabırla inşa edilmiş ince, değerli ve hassas dengedir...’
11.01.2004 |