| ATATÜRK KARŞITLIĞININ ARKA PLANI(1)
Batı'nın, Müslüman dünyanın uyanmasını önlemede kullandığı temel stratejilerden biri de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e düşmanlıktır.
Son yıllarda elle tutulur bir şekil alan bu düşmanlık gerçekten şaşırtıcıdır.
Şu çarpıklığa bakar mısınız:
İslam dünyasındaki aldatılmış taassup takımı, Atatürk'ü 'İslam'a aykırı' gösterirken onu, 'Müslümanları Batı'ya, Batı değerlerine teslim etmek'le suçlamaktadırlar. Gelin görün ki, Atatürk, Batı tarafından da aynı gerekçeyle suçlanmaktadır. Bu çok şaşırtıcı bir durumdur ve hem Batı''nın hem de İslam dünyasının büyük bir tutarsızlık içinde olduğunun tipik kanıtlarından biridir.
NİYE DÜŞMANLAR?
Atatürk, Müslüman dünyayı ve Müslüman Türkiye'yi Batı'ya, Batı değerlerine teslim etmiş bir önder ise Batı neden ve niçin Müslümanları kendisine ''teslim eden'' bir insana düşmanlık beslemektedir? Eğer böyle değilse İslamcı taassup Atatürk''e niçin karşı çıkmaktadır?...
Bu sorunun akla ve gerçekçiliğe uygun tek cevabı olabilir: Batı, Müslüman dünyanın bir rönesans yaratabilmesinin, yeni bir dirilişle ayağa kalkabilmesinin en pratik reçetelerinden birinin, belki de birincisinin, Atatürk''ün getirdiği ve uyguladığı devrim ve düşüncelerde saklı olduğunu çok iyi bilmektedir.
Batı; akılcı, bilimci değerleri öne çıkaran Atatürk'ün bu değerleri kullanarak Batı emperyalizmini saf dışı etmenin yolunu-yöntemini Müslümanlara gösteren tek adam olduğunun bilincindedir. Böyle olduğu içindir ki, Atatürk'ü, İslam dünyasında kendisini rahatsız eden ve ileriki zamanlarda da rahatsız edecek olan bir numaralı düşünce ve eylem öncüsü olarak görmekte ve onu Müslümanların hafızalarından silmek için amansız bir mücadele içine girmiş bulunmaktadır.
TEK BAĞIMSIZ BİZDİK
Biraz geriye gidelim ve gerçeği tam omurgasından görmeye çalışalım:
Atatürk, esir alınmasına ramak kalmış Türkiye'yi Haçlı-emperyalist işgalden kurtardığı zaman, İslam dünyasının tek bağımsız ülkesi Türkiye idi. Bugün Atatürk'e sataşan, sataşırken de onun kurduğu devletin tüm nimetlerinden sınırsızca yararlananlar acaba o günleri, o şartları hiç düşünüyorlar mı?
O günlerde, Atatürk Türkiyesi dışındaki tüm Müslüman ülkeler sömürge veya tutsaktı. İslam'ın tek bağımsız bayrağını da indirmek üzere olan Haçlıların tarihî emellerini suya düşürüp asırlık rüyalarını karartan önder, Atatürk oldu.
Atatürk Batı'nın rüyalarını bir değil, iki kez kararttı: Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşı'nda. Çanakkale Şehitleri'nin yarattığı destanı bir şiir anıtıyla tarihe mal eden Mehmet Ákif Ersoy, Çanakkale erlerini ''Bedr'in arslanlarına benzetirken'' İslam imanı taşıyan vicdanlara çok önemli bir şey söylemektedir. Bir yandan ''Ben Müslümanım'' deyip öte yandan Ákif'in mesajına kayıtsız kalanların imanlarından da, İslamlarından da kuşku duymamak mümkün mü?
GELENEĞİN DEVAMI
Şimdi izin verirseniz, Atatürk'ün TBMM duvarındaki mareşal resminden rahatsız olma gibi bir talihsizliğe yenik düşen ''milletvekili'' bir kişinin demeci yüzünden başlayan tartışmalara, konumuz bağlamında değinmek istiyorum. Tartışmalara, benim gibi kalemiyle katılan ve Atatürk''ün Meclis''teki resminin diğer Müslüman ülkelerdeki benzerlerini de yayınlayan tarihçi Murat Bardakçı'nın, Atatürk''ün önemini, ona sataşan zihniyetlerin ise hüsran ve bühtanını tanımamıza yardımcı olan yazısından birkaç satır alayım. Diyor ki Bardakçı:
"Meclis'teki resim tartışması hakkında bir hayli şey yazılıp söylendi ama konunun çok önemli bir tarafının üzerinde hemen hiç durulmadı. Mareşal üniformalı Atatürk'ün, daha doğrusu tablo gibi yapılmış olan halıda görünen ''Mustafa Kemal Paşa'nın asker kıyafetli resmi bir zamanlar sadece Türkiye'de değil, birçok Müslüman ülkede hem evlerin hem de bağımsızlık maksadıyla kurulmuş teşkilátların duvarlarını süsledi. Bu resimlerin İslam dünyası için hürriyet hasretinin sembolü olduğu gerçeği üzerinde de hiç durulmadı.''
'Meclis'teki mareşal üniformalı Mustafa Kemal Paşa resmi, işte bu geleneğin bir devamıydı.'
"1923'te, yani Cumhuriyet'i kurduğumuz sırada, dünyanın bağımsız olan tek Müslüman memleketi, Türkiye idi. İslam dünyası, Türkiye hariç, hür değildi. Milyonlarca Müslüman'ın yaşadığı topraklar Hıristiyan ülkelerden birine ya doğrudan bağlıydı, yahut manda ile veya vesayetle idare edilmekteydi. O dönemin İngiltere'si için söylenen ''Dünyanın en fazla Müslüman nüfusa sahip devleti'' sözü, bu vaziyeti açık şekilde gösteriyordu.
"İstiklál Savaşı'nın bütün şiddetiyle devam ettiği yıllar, Türkiye'nin, Hıristiyan idaresi altında yaşayan İslam álemine örnek teşkil ettiği, ümidlerin ve bağımsızlık hayallerinin yeşerdiği bir dönemdi. Türkiye'deki hareketin lideri olan Mustafa Kemal Paşa''nın mücadelesi Müslüman dünyanın gözünde sadece siyasî ve askerî bir hareket değil, aynı zamanda İslam'ı yüceltecek bir başkaldırıydı. Mustafa Kemal Paşa hem siyasî, hem de dinî bir görev üstlenmiş sayılıyordu ve işgale uğrayıp sömürgeleşmiş olan Tunus, Mısır, Hindistan'ın Müslüman bölgeleri ve Azerbaycan gibi yerlerde Paşa'nın başarısı için camilerde dualar bile edilmekteydi.''
ÖVGÜ DOLU DİZELER
'Başta Mustafa Kemal olmak üzere, Anadolu'da düşmana karşı savaşan diğer paşaların resimleri elden ele, yine onlar hakkında yazılmış olan şiirlerle destanlar da dilden dile dolaşıyordu.' |