Üye Girişi
Üyelerimiz, giriş için ...
tıklayın
Kur'an Meali
Sure sure Kur'an meali için... tıklayın
Arşiv
Soru - cevap ARŞİVİ
için
tıklayın
 
Siyaset Günlüğü
Halkın Yükselişi Partisi için.. tıklayın

 

ATATÜRK KARŞITLIĞININ ARKA PLANI (2)

Atatürk’e saldırı, kurumsal bir düzeye getirildiğinde laik Cumhuriyet’e saldırı halini almaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin laik yapısına saldırı,
son yıllarda, Batı’nın, özellikle Avrupa’nın ve özellikle de AB ülkelerinin pervasız ve cepheden vuruşlarıyla sergilenmektedir. Maksat, Müslüman’a hizmet değil, İslam’a ve Müslümanlar’a güç ve itibar kazandıracak değerlerin tahribidir.

Ne hüzün vericidir ki, laiklik meselesinde temel gerçek, İran gibi bir ülkenin Devlet Başkanı Muhammed Hatemî tarafından bile görülüp laikliğin İslam’a aykırı olmadığı itiraf edilirken bizdeki ‘dinci gaflet’ hálá ‘din adına laiklik düşmanlığı’ yapmayı sürdürüyor.

Ve Atatürk’ü, ‘emperyalizm ve sömürgeciliğin azraili’ olarak gören Batı kurmayları bu gafleti kuş sütü, kuru üzümle besliyor, o gafletin arzusu yerine getirilmedikçe AB’ye giremeyeceğimizi haykırıyor. Şu rezil örneğe bakın:

Türkiye’nin Irak operasyonu münasebetiyle ABD’ye bir yığın ‘problem’ çıkardığı bir sırada, AB’den ‘dostça’ yaklaşımlar beklenirken, bakıyorsunuz Avrupa Parlamentosu bir bildiri yayınlayarak Kemalizm’in Türkiye’nin yolunu tıkadığını ilan ediyor.

  • TUTARSIZ OOSTLANDER

    Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Hollandalı Hıristiyan Demokrat Arie Oostlander’ın Parlamento adına hazırladığı raporun temel mesajları şunlar: Türk anayasası Kemalist anlayış üzerine oturan bir anayasadır. Bu anayasa, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü gibi bir anlayışla sürekli korku yaratmakta ve bu korkuya dayalı olarak da orduyu bir numaralı güç ve güven kaynağı haline getirmektedir. Bu anayasanın yarattığı olumsuzluklardan biri de köktendincilik fobisidir.

    Köktendinciliği Atatürkçü düşüncenin ürettiği bir ‘fobi’ olarak görme tutarsızlığını hiç çekinmeden sergileyen Hıristiyan demokrat Oostlander’ın Atatürk Cumhuriyeti’ne yönelik teklifleri, bir işgal ordusu komutanının teklifleri kadar cüretkár ve tehdit edicidir. İslamcı radikalizmi Atatürkçü zihniyetlerin ürettiği bir fobi gibi gösteren Avrupa’nın ve onun söylemlerini sürekli destekleyen ABD’nin, daha sonra başı sıkıştığında ‘İslamcı terör’den şikáyete kalkmasının inandırıcı bir yanı olabilir mi?

    Peki, Türkiye’yi, ‘teröre karşı bir numaralı merkez’ haline getirmenin açıklaması ne olabilir?

    Eğer İslamcı radikalizm bir ‘Kemalist fobi’ ise 11 Eylül saldırısı ile İstanbul’daki sinagoglara ve konsolosluklara yönelik terör eylemleri El Kaide’ye neden mal ediliyor? Yoksa El Kaide ve alt kuruluşu olan terör odaklarını Kemalistler mi teşkilatlandırıp ortalığa saldı? Bu iddiaları dinleyenler şu soruları sormakta haklıdırlar:

    Terörü besleyen ülke olarak suçlayıp işgal ettiğiniz Saddam Irakı ve şu günlerde yeni tehditlerle bunalttığınız İran, ‘Kemalist fobi’nin etkisiyle mi bu noktaya gelmiştir?

    İslamcı radikalizm ve İslamcı terör, Kemalizm’in ürettiği bir fobi ise neden bu ‘fobi’nin eylemlerinden canınız yandığında, Kemalist Türkiye’yi, ‘çağdaşlık, demokrasi, insan hakları ile İslam’ı kucaklaştırmanın tek başarılı modeli’ olarak öne çıkarıyorsunuz?

    Kemalist model, başınız sıkıştığında iyi, siyasal çıkarlarınız elvermediğinde kötü mü oluyor? Eğer böyle ise, Müslümanlar sizin bu tutarsız kişiliğinize güvenmemekte haklı değiller mi?

    Türk devletinin egemenlik ve anayasal yapısına açık saldırı niteliği taşıyan sözde raporunda şunu da söylüyor Oostlander: Anayasa değiştirilmeli, Heybeliada’daki ruhban okulu açılmalı, Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenikliği kabul edilmeli... vs.vs. Oostlander’in bir de büyük rahatsızlığı var: Türk halkının orduya birinci derecede güven duyması. (Bu rapor için bk. Hürriyet Gazetesi, 21 Mart 2003)

    Oostlander, işgalci bir komutan edasıyla ádeta emirname yazdırıyor. Önerdiği metnin dostluk ve diplomasiyle ilgisini kurmakta zorlandığımız gibi, hümanist değerlerle, hukukla da bağdaştırmakta zorluk çekiyoruz.

  • OMURGA CUMHURİYET

    Ana saldırı noktası daima Atatürk ve Laik Cumhuriyet. Çünkü omurga orası...

    Cumhuriyet Türkiyesi’nin bir Ortaçağ din devleti olmasını önleyen laikliğe iki koldan saldırı düzenlenmiştir: Bir yandan din adına, bir yandan demokrasi adına... Birinci kulvardaki radikal dinciler, Batı servislerince belirlenen sloganlarla bağırıyorlar: Káfir laiklik, káfir ‘Kemalizm dini’, dini eziyor, onun yerine geçiyor; İslam elden gidiyor, ayağa kalkalım!

    Batı, bu kulvardakileri, ‘Bu yolda devam edin, kurtuluşunuz buradadır, işte cihat budur.’ diye sürekli teşvik ve tahrik ediyor, destekliyor. Böylece bir taşla iki kuş vuruyor: Hem nefret ettiği İslam’a itibar kazandıracak yöntemi etkisiz kılıyor hem de Türkiye’yi zayıflatıyor.

    İkinci kulvardakiler, yani bölücülerle, ekonomik çıkarları uğruna dinci radikalizmi destekleyenler seslerini şöyle yükseltiyor:
    ‘Biz dinle-diyanetle ilgili olmasak da çağdaş, demokrat, insan haklarına saygılı kişileriz. Bu dinci kesimin demokratik hak ve özgürlükleri laiklik adı altında çiğneniyor. Bunlara destek olalım, Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkıp ikinci bir cumhuriyet kuralım; tam özgürlük, tam demokrasi gerçekleşsin!...’

  • ASIL PLAN ÇOK FARKLI

    Hıristiyan Batı stratejileri bu yıkım seslerinin ikisine de destek veriyor. Genelde tüm Batı, özel olarak da Avrupa, onlarca vakıf, dernek ve enstitü ile bu stratejiyi hedefine vardırmak için çalışan bir dünya manzarası arz etmektedir.

    Türkiye’deki laiklik karşıtı güçler, dış destek olmadan hiçbir başarı gösteremeyeceklerini bilmektedirler. Laiklik karşıtlığının elemanları laikliğe zaman zaman cepheden saldırmakta ama daha çok onun içini boşaltmaya çalışmaktadırlar. Osmanlı’dan beri gelen Avrupalılaşma rüyası ve bugünkü AB sevdası, anti-laik girişimlere kalkan yapılmakta, laikliğin içini boşaltma eylemi AB standartlarına uyum, reform gibi başlıklar altında pazarlanmaktadır. İşin arka planı ve esası bu söylenenler değil, şudur:

    Laik cumhuriyet değerlerini tahrip edip Türkiye’yi bir Ortadoğu din devletine dönüştürmeyi politik çıkarları için son derece önemli gören Batı, sahip bulunduğu büyülü imkánları kullanarak Türkiye’de Atatürk’le başlamış bulunan aydınlanma ve yükselme sürecini durdurmak istemektedir. Bu amacına ulaşmada, Türkiye’nin laiklikten koparılmasının şart olduğunu biliyor. Çünkü laiklikten koparılan bir Türkiye, etnik ve mezhepsel çatışma ve parçalanmaların girdabında Ortadoğu’nun en kahırlı cehennemi olur.

  •  
    Batı’da bu işin fikir ve bilim öncüleri, bir grup oryantalist akademisyendir. En dikkat çekici isimler, Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırmayı temel uğraş yapan Alman oryantalist Udo Steinbach ve ekibi ile Amerikalı stratejist Huntington ve fikirdaşlarıdır.

      Huntington’ın Türkiye’yi horlayan, Batı’ya uzak durmasını isteyen, Atatürk ve Cumhuriyet’e dil uzatan yaklaşımlarını onun dinler arası kavga ve çekişmenin bu yüzyılda öncü kitabı olan ‘The Clash of Civilizations’ adlı eserinden dikkatlice okumak gerekir.

  • LAİKLİK DİNSİZLİK Mİ?

    Udo Steinbach ve ekoldaşları ise Türkiye’deki tüm Marksist ve dinci bölücülerce kullanılan Cumhuriyet ve Atatürk aleyhtarı slogan ve söylemlerin yaratıcısı durumundadır. Bu gerçek, Almanca basın ve literatürü izleyen araştırıcılarca belirlenmiş bulunuyor.

    ‘Militan ateist Kemalizm’ ve ‘Laiklik dinsizliktir.’ sloganlarının mucidi de bu ekolün mensuplarıdır.

    Laiklik dinsizlik ise baştan başa laik devlet yapısına sahip olan Batı ülkelerinin baştan başa dinsiz olduklarını mı söyleyeceğiz? Bunu söylersek iddiamızda haklı mı olacağız?

    Batı, Atatürk’ten neden böylesine rahatsız oluyor? Neden Atatürk’ü yok etmek için uğraşıyor?

    Sebep şudur: Atatürk, Batı’yı öne geçiren akılcı, bilimci temel değerleri kavramış ve bu değerlerle uygar insanlık kervanını yakalamayı, sonra da o kervanın önüne geçmeyi ideal edinmiş ve bunun gereklerini yerine getirmiş bir büyük bakış ve atılımdır. Bizzat kendisi, bu bakış ve atılımın varış noktasını şu ölümsüz deyişiyle ifadeye koymuştur:

    ‘Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak...’

  • ÇOK BÜYÜK BİR HATA

    Atatürk, Batı düşmanı söylemlere itibar etmedi. Onun temel ilkesi şudur:

    Doğru, düşmanımın da olsa saygıya layıktır.

    Bu söylem, esasında İslam’ındır. Çünkü bizzat İslam Peygamberi, doğrunun, Müslümanlar’ın yitik malı olduğunu, onu nerede bulurlarsa bulsunlar hemen almaları gerektiğini söylemiştir. İslam Peygamberi şunu da söylemiştir:
    ‘İlim Çin’de bile olsa onu gidip alın!’

    Atatürk’ün yaptığı da budur. İnsanı yücelten değerleri nerede bulmuşsa almıştır. Ancak, bu değerleri aldığı yerde zulüm, sömürü, emperyalizm varsa onlara saldırmaktan da asla çekinmemiştir. Batı’yı rahatsız eden, Atatürk’ün işte bu ikinci yanıdır. Batı, Müslüman dünyanın, bu örneği öne çıkarma ihtimalinden tedirginlik duymaktadır.

    Ne yazık ki, Müslüman dünya, bu örneği öne çıkarıp ona sarılmak yerine, canını yakan Batı’ya karşı çıkmak için şiddet ve teröre başvurmaktadır.

    Müslüman dünya çok büyük bir hata işlemekte, yanlış yürümektedir.
    (18.01.2004)

  •  

     

    WebPaketi
    Kimdir?
    Yaşar Nuri Öztürk kimdir?.. tıklayın
    Kitaplar
    Yaşar Nuri Öztürk'ün kitapları hakkında geniş bilgi için... tıklayın
    Dünya Basınında
    Y.N. Öztürk ile
    ilgili yazılanlar
    ve röportajları
    için
    tıklayın
    Kitapları okumak için
    Öztürk'ün kitaplarını okumak için tıklayın
    Makaleler
    Y.N. Öztürk'ün
    makalelerini okumak için
    tıklayın